Yabancı Edebiyatında Aile Konulu Romanlar

Toplumun küçük bir modeli olan aileyi anlatan romanlar kimi zaman tek bir kuşak aileyi anlatırken, kimi zamanda birkaç kuşak boyu aileyi anlatırlar.  Aile romanları sadece o aileyi anlatmaz, aynı zamanda anlatılan o dönemdeki; o toplumu, o milleti, o devleti de anlatır bizlere. Türk edebiyatı dışında olan yabancı edebiyatında aileyi, ailenin kuşaklarını anlatan çok sayıda roman bulunmaktadır. İşte,  basım yılına göre sırayla; Yabancı edebiyatında aile konulu romanlar arasından seçtiğimiz romanlar... 

1. Karamazov Kardeşler

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 1008 sayfa
Basım Yılı: 1881

Dostoyevski, yaşamının son yıllarında başyapıtı Karamazov Kardeşler'i tamamladığında, Rus yazınında 'felsefe düzeyinde roman-tragedya denen türün de temelini attığının bilincinde değildi. Dostoyevski'nin yaşam birikiminin tümünü ve sanat gücünün doruğunu içeren bu roman, gerçekte insanı insan yapan ne varsa, onlara adanmış bir destan niteliğini taşır. Yazar, hiçbir romanında "Karamazov Kardeşler"de olduğu denli insan ruhuna inmemiş, insanoğlunu bu denli kesitler biçiminde, içgüdülerinin ve istencinin tüm görünümüyle sergilenmiştir. Bir aileyi konu alan ve bir felaketler zinciri olarak gelişen olay örgüsü, bireysel öğelerin yanı sıra, ondokuzuncu yüzyılın ikinci yarısındaki Rus toplumunu da geçirdiği sarsıntıların tümüyle, dünya edebiyatında bir eşi daha bulunmayan bir sanat aynasından yansıtır.


2. Buddenbrooklar


Thomas Mann
Can Yayınları, 666 sayfa
Basım Yılı: 1901

Buddenbrooklar, 20. yüzyılın en saygın yazarlarından Thomas Mann'ın ilk romanıdır. Ama birçok eleştirmenin gözünde, Venedik'te Ölüm'den de büyük bir romandır Buddenbrooklar.
Mann'ın 1900 yılında, 25 yaşında kaleme aldığı roman, Kuzey Almanya'da yaşayan zengin bir burjuva ailenin ve aile ticarethanesinin birkaç kuşak boyunca geçirdiği değişimi ele alır. Buddenbrooklar, modern yaşama ayak uyduramayan saygın bir ailenin çöküşünün öyküsüdür: Doğumlar, evlenmeler, boşanmalar, ölümler, başarılar, başarısızlıklar...
Orta sınıf yaşamının ustalıklı bir portresini çizen roman, aynı zamanda kaybolan burjuva değerler için bir ağıt niteliğindedir. 1929'da Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mann'ın bu dev yapıtı, modern edebiyatın klasikleri arasındadır.

3. Oğullar ve Sevgililer

David Herbert Lawrence
Can Yayınları, 576 sayfa
Basım Yılı: 1913

Oğullar ve Sevgililer, hem Kuzey İngiltere'de bir madenci kasabasında yaşayan Morel ailesinin hem de başkahraman Paul Morel'in romanıdır. En çok da Paul Morel ile annesi Gertrude Morel arasındaki karmaşık ilişkinin romanı...

Mrs. Morel, kaba saba bir adam olan, içkiye düşkün kocasında aradıklarını bulamayınca, tüm umutlarını oğullarına, özellikle de Paul'a bağlar. Buyurgan annenin dayanılmaz sahiplenme duygusu, Paul'un yaşamını baştan sona etkileyecek, yalnızca babasıyla olan ilişkisine değil, aşık olduğu iki kadınla ilişkilerine de egemen olacaktır.

Ülkemizde genellikle Lady Chatterley'in Aşığı romanıyla tanınan ünlü İngiliz yazar D.H. Lawrence'ın başyapıtlarından Oğullar ve Sevgililer, büyük ölçüde otobiyografik özellikler taşır. Romanın başkahramanı Paul Morel, birçoklarınca Lawrence'a benzetilmiş; sarhoş gezen madenci baba ve ona direnen güçlü anne tiplerinin de yazarın kendi anne ve babasını andırdığı ileri sürülmüştür.

4. Artamonovlar

Maksim Gorki
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 352 sayfa
Basım Yılı: 1925

Keskin gözlemciliği, capcanlı karakterler yaratma yeteneği ve Rus toplumunun alt sınıflarına ilişkin bizzat deneyime dayanan eşsiz bilgisiyle döneminin en önemli edebi kişiliklerinden biri olan Gorki, devrimden sonra da 1917 öncesi döneme ilgisini kaybetmeyen Sovyet yazarlarındandır.

Gorki 1925 yılında yayımlanan, en etkileyici ve en dramatik romanı olarak nitelenen Artamonovlar'da, devrim öncesi Rus kapitalizminin yükseliş ve çöküşünü işler. Toprak köleliğinin kalkmasından sonra özgürlüğüne kavuşan İlya Artamonov kendi işini kurar ve oğullarına çok çalışma ve alçakgönüllülük gibi değerleri aktarmaya çalışır. Gorki bu aile destanında Artamonovların küçük bir fabrikayla başlayıp işini büyüten eğitimsiz ama güçlü ve girişimci büyükbabadan, entelektüel ve devrimci toruna uzanan üç kuşaklık öyküsünü anlatır.

5. Ses ve Öfke

William Faulkner
Yapı Kredi Yayınları, 294 sayfa
Basım Yılı: 1929

Wiiliam Faulkner'in "Ses ve Öfke" adlı romanı, MEB 100 Temel Eser Listesinde bulunan bir romandır. 
Yirminci yüzyılın klasikleri arasına girmiş, Faulkner edebiyatının zirvelerinden biri olan Sesve Öfke’de, ABD’nin güneyinde yaşayan Compson ailesinin dağılışı farklı bilinçlerle izleniyor: Zihinsel engelli oğul Benjy’nin, suçluluk ve onur duygularıyla azap çeken ağabeyi Quentin’in, sert, mantıklı ve kurnaz diğer erkek kardeş Jason’ın anlatımlarıyla, ailede yaşananlar yavaş yavaş açığa çıkıyor. Faulkner’ın, kendine özgü yoğun dili ve kurgusuyla, yaşananları, düşünülenleri, yayılan ya da sıkışan duyguları tüm bir atmosfer içinde vermekteki ustalığını doyasıya gösteren bir roman Sesve Öfke.

Ses ve Öfke’de, karakterlerin sahiciliği ve olayların evrensel trajedisi, Faulkner’ın diliyle bir cam kırığı kadar keskin, bir öfke ânı kadar yüksek sesli.

Yazdığım bir romanı daha önce yazdıklarım arasından bana en çok acı ve keder verenine göre yargılarım, tıpkı bir annenin hırsız ya da katil olan çocuğunu rahip olan çocuğuna oranla daha çok sevmesi gibi.

William Faulkner (En sevdiği romanının neden Ses ve Öfke olduğunu açıklarken)

Faulkner’dan başka hiç kimse yazıya yüreğinden ve ruhundan bu kadar çok şey katmamıştır.

Eudora Welty

6. Mübarek Toprak

Pearl S. Buck
Vatan Kitap, 296 sayfa
Basım Yılı: 1931

1938'de Nobel Edebiyat Ödülünü alan Pearl S. Buck 1892-1973 ABD'li kadın romancıların en ünlüsüdür. Hayatının büyük bir bölümü misyoner olan babası ve annesiyle çok küçük yaşta gittiği Çin'de geçti. Orta ve yükseköğrenimini ABD ve Avrupa'da yaptıktan sonra yeniden Çin'e döndü. Nanking Üniversitesi'nde İngiliz Edebiyatı dersleri verdi. Kendi ülkesi gibi benimsediği Çin onun edebiyat yaşamında en önemli malzeme kaynağını oluşturdu. Gerçekçi renkli ve insan sevgisiyle dolu eserlerinin pek çoğunda geleneğini toplumsal dramını çok yakından tanıdığı Çin'i ve Çin insanını anlattı.

7.1. Kahire Üçlemesi 1 - Saray Gezisi

Necip Mahfuz
Hit Kitap Yayıncılık, 527 sayfa
Basım Yılı: 1956

Necip Mahfuz Arap edebiyatının rakipsiz temsilcisidir. Evrensel ölçülerde kusursuz romanlanyla hikâyeleri klasik Arap geleneğinin, Avrupa edebiyatının ve kişisel yeteneğinin göz kamaştırıcı sentezini yansıtır. İsveç Akademisi Nobel Komitesi Necip Mahfuz dünya romanının en büyük, en yetenekli yaratıcılarından biridir. -Nadine Gordimer- 1991 Nobel Edebiyat ödülü sahibi, Güney Afrikalı yazar Binbir Gece Masaffan’ndan çıkmış bir masalcı... Ulusunun ruhu, Arap romanının babası... -Eduiard Said- Filistinli düşünür Necip Mahfuz’un Nobel Ödülu’nü almasında.önemli rolü olan ‘başyapıtı Kahire Üçlemesi -Saray Gezisi, Şevk Sarayı, Şeker Sokağı- ilk kez Türkçede. Mahfuz’u dünya romancılığının doruklarına taşıyan; bir ailenin üç kuşağının anlatıldığı üçlemenin ilk kitabı Saray Gezisinde, 1910’ların İngiliz işgali altındaki Kahire’sinde yaşayan bu aileyi tanırız. Karısına ve çocuklarına karşı son derece katı, despot biriyken, evin dışında, şakacılığıyla, kibarlığryla tanınan ve erotik zevkler peşinde gittiği gece âlemlerinin aranan siması Ahmet Bey. Namuslu bir kadının, yanında kocası ya da yetişkin oğullan olmadan sokağa çıkmasının hoş karşılanmadığı bir toplumda, ev hapishanesinin gönüllü mahkûmu Emine Hanım ve çocukları.


7.2. Kahire Üçlemesi 2 -  Şevk Sarayı 

Necip Mahfuz
Hit Kitap Yayıncılık, 448 sayfa
Basım Yılı: 1957

Kahire Üçlemesinin ikinci kitabı Şevk Sarayinda Ahmet Abdülcevat ve ailesinin hikayesi devam ederken artık ikinci kuşağın, yani çocukların -Yasin, Kemal, Hatice ve Ayşe-yaşamı ağırlık kazanıyor. Yasin'in evinin bulunduğu Şevk Sarayı Sokağı'ndan adını alan bu ikinci kitabın arka planında 1920'lerin sonundaki Mısır ve Kahire de yerini koruyor.

"Necip Mahfuz Saray Gezisi'nde, her bir aile ferdinden etkileyici tiplemeler çıkarmayı bilmiş. Batı dünyasında ne ölçüde kavrandığını bilemiyorum, ancak bu ailenin, özellikle Ahmet Bey'in bizim toplumumuzda hala bir karşılığı var. Din ve gelenekle modernleşme arasındaki gerilimin sürdüğü bir ülkede, elli yıllık gecikmesine : rağmen Saray Gezisi hala güncel."

- Ömer Türkeş, Radikal Kitap


7.3. Kahire Üçlemesi 3 -Şeker Sokağı

Necip Mahfuz
Hit Kitap Yayıncılık, 328 sayfa
Basım Yılı: 1957

Kahireli tüccar bir ailenin hayatı etrafında Mısırın siyasi ve toplumsal geçmişinin anlatıldığı bu son kitapta ailenin üçüncü kuşağı ele alınıyor. Üçlemenin son kitabında elden ayaktan düşmüş bir Ahmet Bey ile artık sokağa çıkmak için izin alması gerekmeyen bir Emine çıkıyor karşımıza. Onların yetişkin torunlarının hikâyesini okurken arka planda 1940ların Mısırına vâkıf oluyoruz. Mısır toplumu giderek daha fazla dünyaya açılırken üçüncü kuşağın yaşam tarzı, ilişkileri, sorunları birinci kuşağın tasavvur edebileceğinin çok ötesine gitmiştir. Başyapıtı Kahire Üçlemesinin ardından, İngilizlerin Dickens'i ile; Fransızların Balzac'ı ve Zola'sı ile karşılaştırılan; Rusların Tolstoy'u, Dosteyevski'si ve Soljenitsin'i ile kıyaslanan Necip Mahfuz bütün bu büyük yazarlar gibi, aslında her şeyden önce kendisiydi. Jay Nordlinger Büyük yazarların ruhu, yaşadıkları şehirde dolaşır. Joyce, Dublinde, Kafka Prag caddelerinde var olmaya devam ediyor. Buenos Aires'in sigara dumanlı, tangodan terlemiş kafelerinde Borges'in muzip varlığı hâlâ hissedilebilir. Eski Kahirede dolaşan ise Necip Mahfuzdan başkası değildir. The Economist
Kahire Üçlemesinin en büyük başarısı yarattığı unutulmaz karakterlerdir. Bu kitaplar hayat hakkında bildiklerimizi genişletiyor, derinleştiriyor, zenginleştiriyor. Boston Globe
Kahire Üçlemesi, çok parlak, çok etkileyici Yakın dönem Mısırının bütün sihri, sırrı ve ıstırabı ancak bu kadar insanî bir tarzda anlatılabilir. New York Times Book Review
Mahfuz, Kahire Üçlemesinde bize duyguların, fikirlerin ve görüşlerin muhteşem bir renk cümbüşünü sunuyor. Newsday

 

8. Dokuz Buçukta Bilardo

Heinrich Böll
Can Yayınları, 260 sayfa
Basım Yılı: 1959

Senin yerine bakanlıkta oturabilirdim. Ya da onun gençliğinde yaptığını yapabilirdim: senin gibi pisliklerin kıçını tutuşturmak için bombalar atmak. Ama dokuz buçuktan on bire kadar bilardo oynamak istiyorsa buyursun oynasın, ben de kimsenin onu rahatsız etmemesini sağlamak için buradayım. Kepçeler dolusu kabalık yedim ben, kilolarca tatsızlığa sabırla dayandım, zina yapanları ve homoları listeme yazdım, çıldırmış evli kadınlar ve boynuzlanmış kocaların icabına baktım bunları beşikte öğrendiğimi sanma sakın! (...) İnsanlığa olan inancımı yitirmediysem bunun tek nedeni, genç Fähmel ve annesi gibi birkaç insan olmasıdır. Paranı cebine sok, puronu ağzından çıkar, hayal edebileceğinden daha çok kötülük görmüş benim gibi yaşlı bir adamın önünde kibarca eğil, çocuk arkadaki döner kapıyı tutsun sana, defol buradan! İçinde yaşanan koşullarla bir hesaplaşmadır Dokuz Buçukta Bilardo. 1958 yılının belirli bir gününü anlatmasına karşın, kitapta, kişilerin hayalleri, düşünceleri ve duygularıyla bağıntılı olarak yarım yüzyıllık bir geçmiş dile gelir. Heinrich Böll, Fähmel ailesinin çelişkilerle dolu yaşamındaki ana çatışmayı manda ve kuzu simgeleriyle yorumlar; faşizm ve Nazizmin simgesi olan mandanın ilahî sırrından yiyenler ile Tanrının kuzusu olanlar arasındaki çatışma, aynı zamanda bağımsız düşünceye sahip bireyler ile oportünist çoğunluk arasındaki çatışmanın da yansımasıdır.


9. Yüzyıllık Yalnızlık

Gabriel Gracia Marquez
Can Yayınları, 464 sayffa
Basım Yılı: 1967

"Yüzyıllık Yalnızlık'ı yazmaya başladığımda, çocukluğumda beni etkilemiş olan her şeyi edebiyat aracılığıyla aktarabileceğim bir yol bulmak istiyordum. Çok kasvetli kocaman bir evde, toprak yiyen bir kız kardeş, geleceği sezen bir büyükanne ve mutlulukla çılgınlık arasında ayrım gözetmeyen, adları bir örnek bir yığın hısım akraba arasında geçen çocukluk günlerimi sanatsal bir dille ardımda bırakmaktı amacım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı iki yıldan daha kısa bir sürede yazdım, ama yazı makinemin başına oturmadan önce bu kitap hakkında düşünmek on beş, on altı yılımı aldı. Büyükannem, en acımasız şeyleri, kılını bile kıpırdatmadan, sanki yalnızca gördüğü olağan şeylermiş gibi anlatırdı bana. Anlattığı öyküleri bu kadar değerli kılan şeyin, onun duygusuz tavrı ve imgelerindeki zenginlik olduğunu kavradım. Yüzyıllık Yalnızlık'ı büyükannemin işte bu yöntemini kullanarak yazdım. Bu romanı dikkat ve keyifle okuyan, hiç şaşırmayan sıradan insanlar tanıdım. Şaşırmadılar, çünkü ben onlara hayatlarında yeni olan bir şey anlatmamıştım, kitabımda gerçekliğe dayanmayan tek cümle bulamazsınız."
 

10. Ruhlar Evi

Isabel Allende
Can Yayınları, 432 sayfa
Basım Yılı: 1982   

Şili'nin seçimle iş başına gelen, askeri bir darbeyle devrilip öldürülen Marksist başkanı Salvador Allende'nin son saatleri nasıl geçti? Nobel ödüllü büyük şair Pablo Neruda'nın cenaze töreni, faşist diktatör Pinochet'nin onca baskısına karşın, nasıl bir gösteriye dönüştü? Clara del Valle neden dokuz yıl konuşmadı ve öldüğü zaman nasıl oldu da annesinin kesik başıyla birlikte gömüldü? Bunlar, Isabel Allende'nin bu romanında yer verdiği ilginç olaylardan bazıları. Isabel Allende, Latin Amerika'nın yetiştirdiği en büyük romancılardan biri. Ruhlar Evi adlı bu ilk romanında, bir ailenin üç kuşağını, yetmiş yıllık bir süreç içinde, Marquez'e yaklaşan bir ustalıkla dile getiriyor. Romanda, yaşayan kişilerle geçmişin ruhları iç içe. Latin Amerika edebiyatının büyülü gerçekçilik geleneği, bu romanda da bütün görkemiyle hüküm sürüyor. Sınırsız bir hayal gücü ve anlatım ustalığı, Isabel Allende'yi çağımızın en başarılı romancılarından biri yapıyor.

11. Yolların Başlangıcı

Amin Maalouf
Yapı Kredi  Yayınları, 426 sayfa
Basım Yılı: 2004

Göçenler, kalanlar, tartışmalar, aşklar, söylenceler, din değiştirmeler, küskünlükler, bağışlamalar, gerçek insanlar...
Yazar annesinden aldığı, titizlikle saklanmış aile belgeleriyle dolu bir bavuldan hareketle kendi ailesinin olduğu kadar insanlığın da yakın geçmişine ışık tutuyor. Özellikle Osmanlı İmparatorluğu ve Atatürk'e ilişkin çok ilgi çekici yorumlar da içeren kitapta iki kahraman öne çıkıyor: Maalof'un dedesi Butros ve dedesinin kardeşi Cebrail.
İki kardeşin yazışmalarından ortaya çıkarılan olay örgüsü göçebe ruhu, ülküleri, koşulları, koşullar karşısındaki farklı insan tutumlarını küçücük notlardan ya da uzun araştırmalardan aydınlığa kavuşturup Beyrut'tan Küba'ya uzak anakaraları birleştiriyor. Yolların Başlangıcı sürgündeki yazarın tek yurduna, ailesine adadığı bir aşk şarkısı.

12. Fay Hatları

Nancy Huston
Metis Yayınları, 296 sayfa
Basım Yılı: 2006

Fay Hatları, bir ailenin dört kuşağı üzerinden, etkisi günümüze kadar uzanan karanlık bir sırrı anlatıyor. Altı yaşında çocukların gözünden 2004'ten geriye doğru 1982'ye, 1962'ye ve 1944'e gidiyoruz kitap boyunca. İlk anlatıcımız Amerikalı olmanın gururunu taşıyan, annesinin titiz denetimine rağmen internetin tüm vahşi sitelerinde gezinen, dünyaya bir armağan olduğundan kuşkusu olmayan Sol. Onun aile içinde sezdiği tuhaflıklara dair ipuçlarını, ikinci anlatıcı olan babası Randall'ın çocukluk öyküsünde bulmaya başlıyoruz. Roman Sol'un babaannesi Sadie ve büyük büyükannesi Kristina'nın anlatılarıyla sürdükçe, kirli sırlar gitgide aydınlanıyor. Amansız bir kötülüğe karşı aşkla, müzikle, inançla hayata tutunmaya çalışanların direnişini de izliyoruz.  

13. Bütün Mutlu Aileler

Carlos Fuentes
Can Yayınları, 424 sayfa
Basım Yılı: 2006

Hepimiz ama hepimiz başka şeyler yapmak istedik ve kaybolduk, Lucy. Yapmayı başardıklarımızla tatmin olup gidiyoruz. Aileler kendi farklılıklarımızı keşfetmeye yükümlü kılıyor bizi. Sen zengin bir yoksulu yoksul bir zengin için terk ettin.Tolstoyun Anna Kareninanın açılışındaki, Bütün mutlu aileler birbirine benzer, mutsuz olan her aile de mutsuzluğunu kendine göre yaşar, cümlesinden yola çıkıyor Fuentes. Bütün Mutlu Aileler, çağdaş Meksikanın tezatlarla dolu dokusunun aslında ne kadar evrensel olabileceğini gösteriyor okura.

Kitabı oluşturan on altı öyküde Carlos Fuentes Meksika toplumunun aile yapısını tanımlayıp sorgularken Meksikalıların kimliğini oluşturan travmaların kökenini de arıyor. Meksikalıların aile anlayışı, dinin günlük hayata işleyişi, sınıflar arası geçişin zorluğu, şiddet hiyerarşisi gibi temaları gençler, yaşlılar, yerliler, çiftçiler, cumhurbaşkanları, eşcinseller, sörfçüler gibi çok farklı karakterler aracılığıyla aktarıyor. Her öykünün ardından gelen koro ile eşleştiği eserde, Meksikanın sömürge geçmişinin kalıntısı ataerkil yaralar rengini belli ediyor. 

14. Ve Dağlar Yankılandı

Khaled Hosseini (Halit Hüseyni)
Everest Yayınları, 480 sayfa
Basım Yılı: 2013

Gece vakti, çölü bir el arabasını çekerek geçen bir baba. Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız, biri erkek. Küçük Peri için ağabeyi Abdullah, ağabeyden çok öte. On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri, her şey demek. Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor. Fakat aslında bu bir son değil... Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak...
Hayat farklı aileleri sevgi ve fedakarlık, ihanet ve sadakat gibi ortak duygularla sınarken, karakterlerin başlarına gelenler ve yaptıkları seçimler, kitabın her biri ayrı bir renk ve lezzet taşıyan katmanlarını oluşturuyor. Afganistan'ın küçük bir köyünde doğan ve okuru Kabil'den Paris'e, San Francisco'dan Tinos adasına taşıyan bu öykü, her sayfada renklenip güçleniyor.
Ve Dağlar Yankılandı, bizi biz yapan değerler üzerine düşündüren, ustalıkla yazıldığını her bölümde yeniden kanıtlayan, büyüleyici bir roman. Uçurtma Avcısı ve Bin Muhteşem Güneş ile dünya çapında sevilen bir yazar olan Khaled Hosseini'nin yazarlığında bir dönüm noktası. 


Diğer  Edebiyat Yazıları

Benzer Yazılar

Son Yazılar 8883212726780684814

Yorum Gönder

emo-but-icon

Son Yorumlar

item